“Oyun” Sözcüğü

go site Posted onLeave a comment

buy Lyrica in canada Bu yazıda Türkçe “oyun” sözcüğünün kökeninden bahsetmek istiyorum.

purchase gabapentin Oyun < oy + un türetmesi çok net değil. Oy- eylemi, çukur, kuyu, boşluk kavramları ile ilgili. Bunların oyunla açık bir bağlantısı kurulamıyor. Öte yandan bir de “düşünce”, “rey” anlamında kullandığımız “oy” var; bunun oyunla ya da bir nesneyi oymakla ilgisi var mı?

En eski kayıtlara gidince şaşırtıcı bir şey buldum. “Oyun”un geçtiği en eski kayıt Irk Bitigi: (9. yüzyıl)
Oyma er, oglanın kişisin tutug ur upan usıç oyug alıp barmış: oglın kişisin utuzmaduk yana tokuzon boş koy utmış. Oglı yutuzı kop ögirer. Ança bilinler. Edgü ol.

Hüseyin Namık Orkun şöyle çevirmiş: “Kumarcı adam, oğlunu ve adamlarını kumara vurarak tehlikeli oyunu kazanmış. Oğlu ve adamları kaybetmedikleri gibi doksan sahipsiz koyun kazanmışlar. Oğlu ve hizmetçileri hep memnundur. Bunu biliniz, iyidir bu.”

Burada “tutug” = “kumar”, “usıç oyug almak” = “tehlikeli oyunu kazanmak” ve “oyma er” = “Kumar oynayan adam” çevirileri kritik. “Oyma er” ifadesinin başka yazılı örneği olmayabilir, bu yüzden çeviriler tam güvenilir değil bence.. Talat Tekin’in Irk Bitigi’ne bakmak isterim uygun zamanda.

Öte yandan, fal metninde elemanın doksan koyun kazandığı ve bunu bir çeşit oyunla kazandığı ve bunun iyiye yorulduğu ortada. Ama bu bir kumar olabileceği gibi, bir müsabaka, güreş/dövüş benzeri bir şey de söz konusu olabilir. Sonraki yüzyıllarda “oyun” güreşmek, fiziksel yarışma anlamında da kullanılıyor. Eğer bu oyun bir yarışma ise, “oyma er” biraz sırıtabilir, çünkü metinde “oyma er”, baştan çıkaran, trickster bir karakter gibi. Bence metinde “trickster adam bizim çocuğu ayarttı, ama çocuk için işin sonu iyi geldi, kazandı” gibi bir anlam var. Bu durumda, Hüseyin Namık Abi’ye de itibar edersek, Türkçe oyunun en eski kaydı, bizi Caillois’in “Alea” tipi oyununa (risk, şans içeren oyun) götürdü…

Elimde yeterli Uygurca kaynak yok, bu yüzden Uygur dönemine ait başka yorumum olmayacak. 11. yüzyıldaki Karahanlı külliyatında (Divanı Lügatı Türk, Kutadgu Bilig, vs.) oyun şöyle netleşiyor:

Oy- : Çukurlaştırmak, delmek. “Ol qagun oydı” = “o kavunun içini boşalttı”
Oyna- : Eğlenmek, devinmek, (oyun) oynamak, dansetmek

Muhtemelen, oy- eylemi Köktürk zamanında ve daha eski zamanlarda da kullanılıyordu. Ama kaynaklar az olduğu için işlekliğini takdir edemiyoruz. İsmet Zeki Eyüboğlu “Oy-“un yansıma türetmesi (doğa sesi) olabileceğini öne sürmüş. Çok itibar etmedim. “Oy” diye söylediğim bir şeyin “boşluk” anlamı doğadan gelir mi? Ağzın şeklinden falan? Sanmıyorum.

Ne olursa olsun elimizde bir oymak eylemi var. -(X)n eki fiilden isim yapan eski bir ek, Orhun Türkçesinde var. Bazen eylemin nesnesini / nesnenin niteliğini, bazen eylemin tanımını, bazen de eylemin öznesini ifade eden türetmeler yapıyor.

Bul-un : Tutsak, esir. (Bul- : ele geçirmek) Bulun = Ele geçirdiğim kişinin durumu -> Tutsak
Sa-n : Sayı (Sa- : saymak) San = Saydığım nesnenin kendisi/niteliği -> Sayı
Kıy-ın : Ceza (Kıy- : cezalandırmak, öldürmek) Kıyın = Kıymak eyleminin tanımı.
Yal-ın : Alev (Yal- : parlamak) Yalın = Parlayan şey, parlama öznesi.

Oyun için şu seçenekler çıkıyor:
Oyduğum şeyin, deldiğim, çukur açtığım şeyin durumu.
Oyduğum şey.
Oymak eyleminin ifadesi. Çukur açma, delme, boşluk yaratma durumu.
Çukur açan, boşluk yaratan, delen şey.

Son iki ifade akla yakın görünüyor. Ama oyun neden çukur açma, delme, çökme durumunu ifade etsin? Mesela eski zaman çocuklarının çukur açarak oynadıkları bir oyun olduğunu bilsek, bu türetmenin çok çarpıcı bir netliği olurdu. Ya da, bir yeri kazmak, bir şeyi delmek, boş vakitte yapılan, eğlenceli bir şey midir? “Ağacı oymak”, “kavunu oymak” çok eski ifadeler. Acaba, insanların ellerinde bir şeyleri oymaları, bir figür ya da idol yapmaları, bir eğlence, “oyun” olarak görülmüş olabilir mi? Aklıma gelen en mantıklı şey bu oldu.

Türkçe’nin ortaçağında, şu bilgileri toplamış oldum:
Oy- eylemi muhtemelen çok eskidir.
“Oyun” Uygur zamanında “Alea” tipi oyun için kullanılmış, Karahanlı zamanında “Agon” (yarışma), “Mimesis” (taklit) tipi oyunlar için de kullanılmıştır.
Oyun < oy + un türetmesi, oymacılık, idol yapımı ile ilgili olabilir?
Bu devirde “düşünce”, “rey” anlamında “oy”a rastlamıyoruz.

***

Türkçeyi Anadolu’ya getirelim.
Dede Korkut hikayelerinde (14. yüzyıl) şu deyimler var:
Oyun göstermek : Dövüşmek, dövüşte üstünlük göstermek, marifetini, hünerini göstermek
Oyuna girmek : Oyuna girmek
(Biriyle) Oyunu olmak : Alıp vereceği olmak, davası olmak
Oyununu oynamak : Hünerini göstermek.

Anadolu’da oyunun “dans”, “hareket” anlamı ağırlık kazanıyor. Oynak, oynar sözcükleri “oyun”un ek alıp, sadeleşmiş halleri. Oyunun günümüzdeki tüm anlamları 14. yüzyılda mevcut.

Felek oyuncu biz oynayacağı
Cihan külhandürür biz yanacağı
Mehmet Çelebi XIV. yy.
(Oyuncak yerine, güzel başka bir sözcük : “oynayacak” demiş)

Gören halimi yığulur başıma
Nidem oynağa düştüm aşk elinden
Gülşeni. XIV. Yy.
(“Oynağa düştüm”, maskara oldum diyor)

Rey, düşünce anlamında oy’un ise yansıma sesi olduğunu ve oy- eylemi ile ilgisi olmadığı ortada. “Oy vermek” 14. yüzyılda “Oyyy! vermek” gibi, “ses vermek”, “cevap vermek”, (anlam genişlemesi ile) “söz söylemek” anlamlarında kullanılıyor:

Ben safa ile cefadan oy verürem
Kadı Burhanettin, XIV. Yy.
(sefa ve cefadan bahsederim, ses ederim)

Oyy! > Oy vermek > Ses vermek > Söz söylemek > Oy = söz, düşünce, rey
denklemi kuruluyor.

Oyun’un izlenebilir geçmişi böyle.

Bir Cevap Yazın