Ölümsüzler

follow Posted onLeave a comment

http://akinabridalcouture.com.au/product/akina-bridal-couture-tiffany/ Sevgili Mononoke,

purchase accutane online İnsana dair iyi olan ne varsa içinde toplamış olan ölümsüz müzikler var. Bu aralar tekrar tekrar onları dinliyorum.

Klasik müzik, onu yaratan insanlara dair -bir açıdan- hiçbir şey anlatmıyor. Yani Bach’ın kendine dair konuşmalarını duyamıyoruz, yazdığı bir şeyi okuyamıyoruz. Bir resim yapmış olsa, dünyayı nasıl gördüğünü, yorumladığını anlayabilirdik. Müziğini seviyoruz, ama Bach’ın kendisi nasıl biriydi, onu çok bilmiyoruz – ilk bakışta böyle geliyor… Bu sahne kenarda dursun, bir de düşün ki: birbirini çok iyi tanıyan iki dost, yan yana neler hissediyorlar? Bir birleriyle konuşarak, dertleşerek, olayları durumları birlikte göğüsleyerek, birbirlerinin ruhunun içine bakmıyorlar mı? Böyle bir dostun yanında olduğumuzda, eğer onun ruhuna bakabiliyorsak, ona dair her şeyi kolayca anlamlandırabiliyoruz, onun nasıl biri olduğunu biliyoruz. Olumlu – olumsuz yaptığı ve olduğu her şey bizim için anlamlı oluyor. Dostun her yaptığını olumlamıyoruz, ama neden yaptığını hissediyoruz.

Diyorum ki: müzik yaratıcı-yaratan ilişkisi açısından en soyut formlardan biri olsa da, yaratıcının ruhunu görmemizi sağlayan en güçlü sanattır. Bach’a dair düzgün bir biyografi okumadım. Bach’ı yakın bir arkadaşım kadar anlıyorum oysa. Beethoven, Sibelius ve Şostakoviç’i de öyle. Onlar benim dostlarımdır. Onlar bize ruhlarını görebileceğimiz araçları verdiler. Romanların yazarlarını ise o kadar iyi tanıyamıyoruz. Düzyazıda sanatçı kendini kolay gizliyor.

Diyorum ki: insanın bir diğerinin ruhuna bakabilmesi kadar güzel şey azdır.

Bach Partita 2 ve Beethoven 9. Keman Sonatı’ndan söz etmek istiyorum.

***

Dostum Bach, ruhunun tüm güzelliğini bence solo keman için Partita No 2’de toplamıştı. Bu eseri sık sık dinliyorum. Çok insana (ve sana da) sıkıcı gelebilir. Partita No 2, 18. yüzyılın başında yazılmış, 300 yaşındadır. Mısır Piramitleri kadar uzun yaşarsa kimse şaşırmasın. Bana kalırsa, Partita 2 hala “underrated” durumdadır. Yazıldığı çağda hiç ilgi görmedi, 19. yüzyıl ortasında popüler oldu galiba. Minimalizm ile birlikte (20. yüzyıl ilk çeyrek) yeniden, ikinci bir ilgiye mahzar olmuştur diye tahmin ediyorum. Ben sık sık dinliyorum, usanmıyorum ondan…

Partita 2’de eski olan şeyin yanında yeni olan var. Ama yeni olan şey ayrıntılardadır. Yeni bağırmaz. Hem tanıdık, hem yeni’dir. Bu bile çok “modern”, çok aradığımız bir nitelik bence.

Partita 2’yi sayısız yorumcudan dinledim. Sayısız derken, hakikaten çok kişiden dinledim. Her notasını, her esini, nüansını, spikkatosunu biliyorum. Çok sevdiğim bir eser olduğu için kimin iyi çaldığı konusunda çok nesnel bir değerlendirme de yapamayabilirim belki. Bugüne dek en çok Gidon Kremer yorumunu beğendim. Bay Kremer de bu eseri çok seviyor, birkaç defa kaydetmiş partita 2’yi. Benim sevdiğim kaydın plağı vardı bizde, genç bir delikanlı iken plaktan dinlerdim onu. Plağı ablam almıştı. Spotify’da bir Kremer yorumu var, ama bu yorum benim dinlediğim albüm değil. Başka bir kayıt. Kremer Bach’ın dostudur, onu anlamış, sevmiştir. Partita’yı çalanlar içinde bazı meşhur yorumcuların perişanlığı beni şaşırtmıştır. Belli bir teknik kabiliyet ister bu eser, ama asıl meselesi teknik zorluk değil. Bu eserin anlaşılması ve belli bir ruhla çalınması lazım. Eserin Chaconne kısmında bence en sık yapılan hata fazla hızlı çalınması. Chaconne arpeggio kısmı da bazen iyi çalınmıyor.

Partita 2 için güzel insan Brahms şöyle demiş: “biri çıkıp, küçük bir çalgı için, nota kağıdına dünyadaki en derin düşünce ve en güçlü duygularını yazıyor… Ben bu eseri yazsaydım, ya da en azından tümüyle anlasaydım, herhalde aklımı kaçırırdım”. Bunu sevgili Klara Schumann’a yazdığı bir mektupta söylemiş. Özgün metin, zamanın ruhuna uygun olarak daha ağdalı, ama aşağı yukarı böyle bir şey diyor. Yehudi Menuhin “solo keman için en büyük eser”, Jashua Bell ise daha cömert davranıp “yazılmış en büyük müzik eserlerinden biri” demiş.

Partita 2 Chaconne bölümünde Beethoven 9. Senfoni’nin nüvesi var. Bu yapısal ya da ezgisel değil, duygusal bir benzerliktir.

Partita 2 Chaconne’un içinde 3 kısım ayırt edilir. İlk kısım görkemli Arpeggio ile sona erer. İkinci kısmın başındaki ağır, gururlu ezgi ne muazzamdır! Bir Alman şarkısı var orada. İnsanın içinde hiçbir zorlukla aşınmayacak onurun şarkısıdır o. İkinci kısmın sonunda eserin duygusal finali var. Üçüncü kısımda bir içe dönüş olur, düşüncelidir, sonra da düşünceler toparlanır. Bu yapının çok benzeri 9. senfonin son bölümünde yok mu? Koronun görkemli Neşeye Övgü şarkısı, ama asıl uygusal finalin daha sonra gelmesi. Coşkudan sonra gelen hüzün, varacağımız noktaya varınca hissettiğimiz boşluk?

Partita 2 pek çok saza uyarlandı. Ekte John Williams gitarda Chaconne çalıyor. Gitar uyarlaması eskidir sanırım, yoksa bay Williams mı düzenlemiştir – bilemiyorum? Bach bunu dinlerse ağlardı herhalde. Gitara bence inanılmaz iyi bir uyarlama yapılmış. Adam da çok iyi çalıyor. Buraya yüzlerce keman yorumundan birini değil, gitar yorumunu koymak istedim. Bay Williams Chaconne’u çok iyi anlamış. Nüansları, tempoları çok çok iyi. 2. kısımdaki Alman şarkısını nasıl çalıyor? En önemli yerlerde nefesini daha derin duyuyorum, çünkü bay Williams Bach’ın dostudur.

***

Beethoven’ın 9. piyano sonatı (Kreutzer) da sonsuz çemberde dinlediğim müziklerden biri. Sadece ilk bölümü ama… Okudum, ilk bölümü ile diğer iki bölüm birlikte yazılmamış zaten. Beethoven ilk bölümü yazıp bir kenara koymuş eseri. Sonradan iki bölüm ekleyerek tamamlamış sonatı. Bugün en azından benim ilgimi çeken sadece ilk bölüm. Kreutzer zamanın ünlü bir kemancısı, ona ithaf edilmiş, ama kolpa bir ithaf, galiba Kreutzer bu sonatı hiç çalmamış. Bu müzik, Beethoven’ın müzik dünyasında tek başına ayakta duran monoblok bir anıt. Garip ve çok ilginç bir şey.

Bu müzik, hakkında roman yazılmış pek az parçadan biridir herhalde : Tolstoy’un “Kröyçer Sonat” diye bir novella’sı var. Okunası değil bence. Tolstoy bu eserin duygusal derinliğinden etkilenmiş, bir şeyler yazmış.

Bu müziği de sayısız kemancıdan dinledim. Bir yorumu açık ara beğeniyorum:

Anne Sophie Mutter çalıyor. Ben bu Bayan Mutter’in Deutsche Grammophon solisti olarak biraz şişirilmiş olduğunu düşünüyordum; kadın ve Alman olması itibari ile… Vazgeçtim bu düşünceden. Bence Kreutzer’i en iyi çalan o. Müthiş es’ler, müthiş nüanslar var bu yorumda. Yer yer kusurlu, piyano-keman arası yer yer uyumsuzluk var sanki. Yine de çok başarılı buluyorum. Hatta kusurları müziğin tutkusuna yakıştırıyorum. Bayan Mutter Beethoven’in dostudur.

Kreutzer, bence genel olarak insanın yaşama isteği, eylemlerindeki tutku ile ilgili. Bu tutku Tolstoy’u korkutuyordu. İyiler, kötüler; doğrular yanlışlar; karar almak, vazgeçmek; acı, sevinç. Ama hiçbiri ortalama değil. Hepsi dopdolu, capcanlı. Yarın öleceğini bilse de hayat dolu. Sahip olduğumuz bir hayat var ya, onu hakkını vermekle ilgili bir şey. Bu yüzden Kreutzer’in insanı belli durumlarda çok motive eden bir yanı var. Benim için öyle en azından…

Beethoven’ın son döneminde (kuartetler dönemi) formu büken, formu umursamayan, hatta dinleyiciyi çok umursamayan bir tutum vardı. Bu son dönem eseri değildir. Ama Kreutzer’de son dönemin nüvesi var. Bu açıdan Kreutzer bir iç-konuşmadır. Bu yüzden bu sonatı ilk dinleyen, klasik-romantik döneme aşina olsa bile müziği hemen anlayamayabilir. Ben de ilk dinleyişte çok etkilenmekle birlikte, formu hemen oturtamadım. Sonra yüz defa dinledim tabii.  Az mı kurtardı günümü?

 

Share This:

Bir Cevap Yazın