Türk Halk Şiiri

buy modafinil in london Posted onLeave a comment

http://elmechstructuralengineering.com/wp-login.php?redirect_to=http://elmechstructuralengineering.com/wp-admin/ AÖF Türk Dili Edebiyatı’nın maalesef en kötü, en kalitesiz kitaplarından biri “Türk Halk Şiiri”. Ne acı değil mi? İnsan Kaygusuz Abdal, Karacaoğlan okuyacağız, mest olacağız diye bekliyor. Umduğumuz pirinç, bulduğumuz bulgur bile değil. Ama bunun sorumlusu kitabın üç yazarından biri, diğerlerini ayırmak lazım.

follow İlk üç ünite Yrd. Doç Dr. Halil İbrahim Şahin tarafından yazılmış. Temel kavramlar, tür ve şekil anlatıyor. Kuru bilgi olması, yeni bir şey söylememesi ve sıkıcı bir metin olması dışında sorun yok… Yeni bir şey öğrenmiyoruz, idare ediyoruz.

Sonraki dört ünite “Dini – Tasavvufi Türk Edebiyatı”na ayrılmış durumda. Yazarı Prof. Dr. Abdurrahman Güzel. Sizi tümüyle Halk Şiirinden soğutacak, kitaptan iğreneceğiz bölümler bunlar.. Zaten okuyunca göreceksiniz, dört ünite anlatacak ne var? Bunların hepsi 1-2 ünitede anlatılabilecek şeyler. Buraya dört ünite ayırma noktasında herhalde editör Prof. Dr. Ali Duymaz’ın da emeği var.

Abdurrahman Bey ne anlatıyor? Abdurrahman Hoca’nın uzmanlık alanı edebiyattan çok ilahiyat ve siyaset gibi duruyor. Anlattığı şeyler: zühd, vahdet-i vücud, tavka. Bunlardan bahsetmesi gerekir elbette, ama salt bunları anlatıyor. Mesela şairlerin, eserlerin bizim edebiyatımızda nereden gelip, nereye bağlandığını bulamıyoruz. Hocanın heyecan duyduğu alan edebiyat değil. İşlenen şairlerden o kadar az örnek var ki… Şair şair geçiyoruz, iyi de bu adamlar ne yazmışlar?

Abdurrahman Bey’in yazarı olduğu dört üniteyi de çalışmakta zorlanacaksınız. Çünkü genel bir plansızlık, özü aktaramama, anlatım bozukluğu, laf kalabalığı gırla gidiyor. Metinler baştan sona anlatım bozuklukları ile dolu. Cümlelerin başı sonu birbirini tutmuyor. Onlarca örnek verilebilir. Metindeki dağınıklık, hocamızın kafasının bu konularda net olmadığını gösteriyor olabilir, bu bilgileri sağdan soldan derlediği anlamına da gelebilir. Bilemiyorum…

Abdurrahman Bey’in anlatımına örnek verelim ki neyle karşılaşacağınızı bilin. Hoca “Emir Sultan” adlı şairi tanıtıyor. Özgün metin bir tam sayfa, kısaltılmış hali şöyle: “Emir Sultan’ın asıl adı Seyyid Şemseddin Muhammed bin Ali el-Hüseyni e-Buhari’dir. Rivayete göre yedinci göbekte Hz. Muhammed’in soyuna (sadat) ulaşan, Emir Külal adıyla tanınan Seyyid Ali isminde Buharalı bir mutasavvıfın oğlu ve veli bir kişidir. <…> Kütahya ve ve İnegöl üstünden Bursa’ya gelerek Gökdere civarında bir mağara veya sağmaya yerleşmiştir. Orada bir süre ibadet, züht ve takva içinde yaşamıştır. Mutasavvıflara ilgisi olan Bursa halkı tarafından kısa sürede sevilmiş ve etrafında bir çok mürit toplamıştır. <…> daha sonra kendi emri ile öldürteceği Emir Ali Çelebi adlı bir oğlu olmuştur. <…> Kendisi daha çok toplumun hocası olarak görev yapmış, öğrenci yetiştirmiş, şairlik yönü itibari ile de birkaç şiir yazmış ve söylemiş, fakat bunlar dışında da herhangi bir eseri bulunmamaktadır. <…>

Anadolu Üniversitesi, koskoca kurumdur, yakışıyor mu böyle ders kitabı? Bu mudur bilim? Humanities? Abdurrahman Bey düpedüz menkıbe anlatıyor, biz de okuyoruz. Mağaraya gitti diyor, çocuğunu öldürmüş diyor. Niye öldürmüş belli değil bu arada! Onu söylemiyor. Öyle veli bir kişi ki, öz çocuğunu öldürmüş… Peki edebi yönü? Birkaç şiir çiziktirmiş. Açık açık söylüyor. Edebi bir önemi yok, ama bir tam sayfa anlatılıyor. Bu nasıl bir kafadır, nasıl bir zulümdür? Bunları yazmaya utanmamış Abdurrahman Bey. Yayınlamaya da Prof. Dr. Ali Duymaz utanmamış. Ben okurken utanıyorum ama… Bu şahıslar prof. dr. iken bu ülkede bilimsel gelişme, ilerleme bekleyebilir miyiz?

Abdurrahman Bey, Pir Sultan Abdal’dan da bahsetmiş. Öyle ki, mecburen bahsetmiş, anmadan geçse olmaz gibi… Misal Emir Sultan gibi Pir Sultan’a da bir sayfa ayırmış. Önemlerini denk görüyor olmalı. Pir Sultan için şunu diyor: “Onun ifadelerinde, dünya emelleri peşinde koşan ve isyan eden bir ruhun değişik ihtiraslarını da görmek mümkündür” Ardından ne demek istediği hakikaten anlaşılmayan uzun bir paragraf var. Yermek, ağız dolusu sövmek istiyor belki de, ama tam ifade edemiyor. Şöyle bağlıyor: “Onun kullandığı araç ile varmak istediği amaç arasında bazen çelişkiler de göstermektedir ki, günümüzde onu isteyen grup istediği tarafa doğru çekip götürmektedir.” (Anlatım bozukluğu Abdurrahman Bey’e ait) Yakışıyor mu bu ifadeler? Koca müfredatta hangi şair için böyle öznel, abuk sabuk değerlendirme yapılmış?

Ağır olun Abdurrahman Bey; Pir Sultan Abdal dediğiniz, yıl olmuş 2016,  ölümünden 450 yıl sonra hala evlerde nefesleri söylenen efsanevi bir kişiliktir. Kültür mirasımızdır. Alevi Sünni hepimizin şairidir. Bir sayfa ayırıp, hakaret edebileceğiniz biri değildir.

Bu kitapta yazılan saçma, absürd şeylerin hakikaten haddi hesabı yok. Başka şeyler de var. Kitabı okurken notlar almışım. Ama bu kadar yeterli diye düşünüyorum.

Kitabın kalan üç ünitesinde yüzlerce, binlerce temsilcisi olan aşık edebiyatı anlatılmış. Prof. Dr. Ali Berat Alptekin elbette konuya hakim. Ama çok az örnek var. İçerik amacına ulaşmıyor.

Doğruya varmayınca / Mürşide yetmeyince / Hak nasip etmeyince / Sen derviş olamazsın – YUNUS EMRE

Doğruya varmayınca / Mürşide yetmeyince / Hak nasip etmeyince / Sen derviş olamazsın – YUNUS EMRE

Share This:

Bir Cevap Yazın