Osmanlı Türkçesi Grameri

Posted onLeave a comment

Osmanlıca notlarım düşük olunca, içimden dedim ki: “Evladım, gel bu yaz Osmanlı Türkçesini adam gibi çalış, madem bu yola baş koydun, hakkını ver…” Yazın çalıştım mı? Hayır tabii, ağustos böceğiyim.🙂

Hazan mevsimi oldu, geldi önüme “Osmanlı Türkçesi Grameri I” kitabı. Zor bela eski yazı okuyorum. Ne yapacağım? Kitabı açtım, ilk sayfadaki cümle: “Arapça bükünlü bir dildir”. Kırk yıllık büküm olmuş bükün… Isınamadım. Zaten gönlüm yok, dedim ki içimden: “Evladım, sen bu kitabı kapat, bu derslerden çak. Temelini sağlamlaştırdıktan sonra dersleri yeniden, alttan alırsın…”

Sınav zamanı gelince, sözümü tam olarak tutmadım. Çalışmadım, ama şöyle bir baktım, bazı temel kavramları öğrendim. İsm-i mef’ul, ism-i fâil, hurûfu’l kameriyye… Sınavlarda 5-6 soru hakikaten kolaydı. Bilmediklerimi de sabit bir şıkka işaretledim. İlk dönem geçtim. İkinci dönemde de aynı şey oldu. DC ve DD. Başka bir yazıda söylediğim gibi : yanlışın doğru götürmemesi AÖF sınav sistemi için kesinlikle yanlış bir uygulamadır ve kaldırılmalıdır. Benim normalde bu iki dersten geçememem lazımdı. Ki şunu da gördüm: öğrenciler geçsin diye Osmanlı Türkçesi derslerindeki sorular hakikaten kolay. Diğer derslerde böyle kolay soru gelmiyor.

Kitapların yazarı Hayati Develi, bu kitapta verdiği bir örnek yüzünden birkaç yıl önce meşhur oldu. Yapılan şikayet gazetelere çıkmıştı.

İkinci kitabın “Arapça Söz Kalıpları” kısmında beddua örneği olarak şu verilmiş: “Hazelehümu’llâhu ilâ-yevmi’d-dîn, örneği: Kızılbaş-ı bed-âyîn, hazelehümu’llâhu ilâ-yevmi’d-dîn, zamânlarında namâz kılınmayup”. Beddua: “Allah onları kıyamete kadar aşağılık ve adi etsin”. Verilen örneğin anlamı da aşağı yukarı: “İbadetleri kötü Kızılbaşlar, ki Allah kıyamete kadar onları aşağılık ve adi etsin, namaz kılmazlardı” gibi bir şey.

Bir zamanlar “halkı kin ve nefrete sevk etmek, ayrımcılık yapmak” diye ağır bir suç vardı, yerinde duruyor mu, işimize gelince mi hatırlanıyor, hiç bilmiyorum… Öyle bir suç hala varsa, tam olarak bu durumla ilgili olsa gerek. Verecek başka örnek mi bulunamadı? Şahsen örneğin gayet bilinçli seçildiğine inanıyorum. Zaten “farkında değilim”, “öğrencim seçmiş” gibi bir bahane de olamaz. Prof Dr. olan biri ilk sayfada adının yazılı olduğu kitaptaki içerik için “farkında değilim” diyemez. Paralel evrende ya da kanunların amansızca uygulandığı Roma İmparatorluğu’nda Hayati Bey bu kitap için yargı önünde hesap verirdi ve muhtemelen prof. ünvanını koruyamazdı.

Haberlere baktım. Hayati Bey YÖK üyesi olmuş (Şubat 2016). Yani, şöhreti kötü değil, iyi bulunmuş, ödüllendirilmiş. Artık kendisi bildiği yolda, daha büyük kararlılıkla ilerlerse, şaşırır mıyız? Sosyologlar bunu çok yazdılar: topyekün faşizme adım adım, aşama aşama ilerleniyor – ve her şey ayrımcı, aşağılayıcı söylemle başlıyor. Önce bu söylemlere alışıyorsunuz, bunları benimsiyor, normalleştiriyorsunuz… Basit gibi görünse de, bunlar önemli ayrıntılar… “Derdimiz çok, kangısına yanalım?”

Share This:

Bir Cevap Yazın